YeniAnayasa

YeniAnayasa

30 Aralık 2015 Çarşamba

DTK BİLDİRİSİ ‘TABUTLUKTA ROVENŞATA’DIR Bütün milliyetçiliklerin ütopyası "devlet"tir


DTK BİLDİRİSİ ‘TABUTLUKTA ROVENŞATA’DIR.

 

 

Bütün milliyetçiliklerin ütopyası "devlet"tir. DTK'nın özerklik bildirisi yayınlandı. 

Kürt milliyetçisi, Maoist ya da Stalinist
 (ne farkeder?) 

Kürtçü elitler, PKK'nın tarihinde ilk kez, komuoyu önünde "davalarını" deklare ettiler. Şükretmeliyiz.


Onlar açısından bu bağımsız Kürdistan devleti yolunda 
"önemli"
 bir adım. Diğer açıdan devlete 

 "hodri meydan," 
bir 
"maydan okuma." 

 Devlete, Türkiye'nin halklarına ve bölgedeki ittifaklara meydan okuma. Sadece politik bir meydan okuma değil, HDPKK'nın bildirisi olduğuna göre, aynı zamanda silahlı bir meydan okuma. 

Ya hep ya hiç.
Bildirinin satır aralarından derin bir fısıltı yükseliyor: İster Türkiye'de ister Rajowa'da, ister Barzani Kürdistanı'nda Türkiyesiz bir Kürt devletinin yaşaması imkânsızdır.

 HDPKK sözcülerinin hiç değilse bunu görecek kadar feraseti var.

Yine de ben bu bildiriye yapıştırılacak en iyi, en makul yaftanın "tabut bildirisi" olabileceğini düşünüyorum. 

"Tabut, tabutlar bildirisi." Kürt çocuklarını tabutlara girmeye çağırıyor. 

PKK bunu zaten yapıyordu, bildiri tescil etti. 

Büyük Kürdistan için ölmeye değer, "ölün!" "Ölün ve öldürün!"


Her Kürt "gerilla"nın cesedi, PKK elitlerinin müstakbel Kürt devletine giden yola döşenmiş bir taştır.

 Ölmek ve öldürmek "kutsal"dır. 

Daha kurulmadan müstakbel Kürdistan devletinden kan akıyor!


Bir başka açıdan, DTK bildirisi Türkiye Cumhuriyeti'nin radikal Kürt hareketiyle mücadelesinin meşruiyetini artırmıştır. 

Sadece Türkiye'nin Kürtler dışındaki halklarının değil, Kürt halkın kahır çoğunluğunun gözünde de artırmıştır. 

HDPKK'nın "resmi" ağızları Kürt sorununun bir yoksulluk, ayırımcılık, demokrasi ve insan hakları meselesi olmadığını,
 "Kürt devleti" meselisi olduğunu beyan etmişlerdir. 

Kürt davası "Kürt devleti" davasıdır. 

Radikal, ayrılıkçı Kürtler dışındaki Kürt halkların bu davayı benimsemeyeceğini görmek için kâhin olmaya gerek yok.


Vurgulanması gereken bir başka bir şey de bildirinin zamanlamasıdır.

 Bildirinin Kürtçü lobilerin (Demirtaş'ın) ABD ve Rusya'daki destek arayışlarından sonra yayınlanmasıdır. 

Bildiri PYD'ye destek bildirisidir Hendekler, PYD'ye destek hendekleridir.


Fakat müstakbel "Kürt" devletine ABD ve Rusya'dan destek arayışı, Türkiye'nin Kemalist, milliyetçi, muhafazakâr halklarının ve haklarını yemeyelim bazı sosyalist elitlerinin "bam teli" ya da yumuşak karnıdır. 

Türkiye'nin halkları her şeyi mazur görebilirler, ancak Türkiye'ye karşı başka güçlerle, özellikle de emperyal güçlerle ittifakı asla mazur görmeyecek ve affetmeyecektir. 

Çünkü Türkiye'ye karşı emperyal güçlerle ittifak, "vatan" ile "ihanet" arısındaki narin sınırdır. Bildiri ve mensupları, halklarımızın gözünde bu sınırı ihlal etmiştir. 

HDP ve Kürtçü hareket eskisinden daha az meşrudur. Artık devlet ve yürüttüğü mücadele daha meşrudur. 

"Sosyalist Kürtçülük" küçülmüş ve meşruiyet açısından irtifa kaybetmiştir.

Bu bildirinin Türkiye'nin "Kürt meselesi"nde bir milat olması kuvvetle muhtemeldir. 

Bu bildiri, HDPKK dışındaki bütün politik hareketlerin mensuplarını radikalleştirmiştir. 

HDPKK'lılar dışındaki insanlar, bundan böyle neden Kürt devleti ütopyasının değirmenine zahire taşısınlar?


Bu bildiri bir "dik duruştur." 
İlk kez HDPKK bu kadar "dik" durmaktadır. 

Dik duruş, muhataplara "siz de dik durun" davetiyesidir. Dik duruş, harbidir. 

Bedeli çok ağırdır ama harbidir. 

Dik durmayı seçenler, dik durmanın sorumluluğunun ve bedelinin bilincinde olmalıdır.

 "Su testisi su yolunda kırılır." 

Buradaki "kırılma" ölüm ve kandır. 

Bu sorumluluğu alanların ve bedelini ödemeyi kabul edenlerin sonunda "ağlama ve ah vah etme" hakları olamaz. 

"Pastanı hem yiyim hem saklayamazsın."


HDPKK dik duruyorsa devlet de dik durmalıdır. 

HDPKK'nın dik durması "normal" ise devletin de dik durması normaldir. 

Silahla mı?

 Silahla ise silahla! 

Devlet bu dik duruşunu öncelikle Sur'da göstermelidir.


Ve Allah Kerim'dir!

Hüsamettin Arslan

 31 Aralık 2015 Perşembe

Küresel silah satışlarında ABD ve Rusya damgası 2007-2014 Gelişmekte Olan Ülkelere Konvansiyonel Silah Satışı 30 12 2015

Küresel silah satışlarında ABD ve Rusya damgası

ABD Kongresi'nde hazırlanan 

"2007-2014 Gelişmekte Olan Ülkelere Konvansiyonel Silah Satışı" 

raporu, ABD ile Rusya'nın, gelişmekte olan ülkelere artan düzeyde
ABD Kongresi'nde hazırlanan

 "2007-2014 Gelişmekte Olan Ülkelere Konvansiyonel Silah Satışı" 

başlıklı rapor, başta ABD ile Rusya'nın, özellikle gelişmekte olan ülkelere giderek artan düzeyde silah satışı gerçekleştirdiğini ortaya koydu.


Kongre'de ulusal güvenlik politikaları uzmanı olarak görev yapan Cathrine Theohary tarafından, tamamı ABD hükümetinin resmi bilgi ve belgelerine dayandırılarak hazırlanan 75 sayfalık rapora göre, 2011-2014 yıllarında ABD 115 milyar dolar, Rusya ise 41,7 milyar dolarlık satış ile gelişmekte olan ülkelere en fazla silah satan iki ülke oldu.


Raporda, gelişmekte olan ülkelerin giderek artan silah ihtiyacı ve bu çerçevede başta ABD ve Rusya olmak üzere bazı ülkelerin bu durumdan çok büyük kazançlar elde ettiği yer aldı.

 Raporda ayrıca silah satışlarında en tepede ABD ve Rusya'nın yer almasının, gelişmekte olan birçok ülkenin soğuk savaş döneminde bu iki ülke etrafında kendilerini konumlandırmalarıyla ilgili olabileceği tespiti yapıldı.



Silah satışından ABD, 2007-2014 yıllarında 250 milyar dolar, Rusya ise 85 milyar dolar gelir elde etti. Araştırma sonuçlarına göre, bu dönemde tüm uluslararası silah satışları içinde yaklaşık yüzde 75 olan gelişmekte olan ülkelere yapılan silah satışlarının oranı, 2014 yılında yüzde 86'ya ulaştı.


Suudi Arabistan en büyük alıcı
Gelişmekte olan ülkeler arasında silah alım ihtiyacını göstermesi bakımından raporda paylaşılan bir diğer dikkat çekici bilgi de 2007-2014 yıllarında Suudi Arabistan'ın 86,6 milyar dolar ile
 "en fazla silah alım anlaşması yapan ülke" olması. 

Bu rakamın yaklaşık 60 milyar doları sadece ABD ile yapılan anlaşmaları kapsıyor.


Aynı dönemde Hindistan 38,1 milyar dolarlık silah anlaşması ile ikinci sırada gelirken Irak 27,3 milyar dolar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 22,6 milyar dolar ve Güney Kore 20,4 milyar dolarlık anlaşmalarla bu iki ülkeyi takip etti.

28 Aralık 2015 Pazartesi

Ankara’da hükümetler millileştikçe dünyanın PKK’ya olan desteği ve Türkiye’yi bölme iştahı artıyor

Kürdistan” hayali mi, Amerikan rüyası mı?

Kürt vatandaşların isteyeceği en son şey herhalde PKK ve HDP’nin başında olduğu bir ülkede,
 “Kürdistan”da yaşamak olur.

Elbette bütün Kürt vatandaşlar adına böyle bir genelleme yapılması isabetli değil lâkin PKK'nın şehir savaşına, hendekler kazarak yarattığı teröre ve bölgeyi maddi-manevi kasıp kavurmasına bölge halkının destek vermemesi, umudunu ve yüzünü Türkiye devletine çevirmesi, Kürt vatandaşların PKK ve HDP'nin yarattığı ve yaratacağı oluşumlara (bu bir devlet de olabilir) artık daha da mesafeli ve çekinceli durduklarını gösteriyor.

 Bu nedenle Selahattin Demirtaş’ın
“devlet”
 talebi, öncelikle Kürtleri yok sayma anlamına gelir.

Kürtlerin bir
PKK devleti”ni makul bulmadığını, PKK'nın başlattığı iç savaşa halkın destek vermemesinden de anlamak mümkün.

“Kürdistan”
 talebi, olsa olsa Amerikan ve İngiliz ihtiyacı olabilir.

 “Kürdistan” bir gerekliliğin veya bir ihtiyacın uzantısında ortaya çıkan siyasi bir talep olmaktan öte;
uluslararası güçlerin ajandasında yer alan ve adım adım, olgunlaştırılarak hayata geçirilmeye çalışılan Türkiye’yi bölme projesinin bir parçasıdır.

PKK ve HDP ise

 “Kürdistan hayalini” canlı tutan, bu hayali temsil eden örgütler değil, aksine Türkiye’yi bölme projesinin uzantısında vücut bulmuş yapılardır. 


Batı’nın PKK gibi terör kuruluşlarına verdiği desteğin, HDP gibi terör uzantısı partilere gösterdiği ilginin altında bu yatıyor.


Selahattin Demirtaş’ın, ağzındaki baklayı ABD dönüşü çıkarması da tesadüf olmasa gerek; PKK ve HDP’ye verilen yeni istikamet “Kürdistan”dır.


“Kürdistan” Kürtlerin hayali değil, bir Amerikan rüyasıdır;

PKK ve HDP ise bu rüyanın sadece taşeronları. PKK’nın çözüm sürecine, HDP’nin ise siyasete yüz çevirmesi, bu nedenledir.

PKK ve HDP’nin istikameti, Türkiye’yi iç savaşa sürükleyerek enerjisini tüketmek, siyasi kutuplaşma ve ayrılıkçılığı körükleyerek ülkeyi bölünmeye biraz daha yakınlaştırmak.

Elbette bir ya da birkaç büyük gücün çıkar ve hesaplarına uygun düştüğü için onların desteğini alarak devlet kurmak mümkün fakat böyle bir Kürdistan'ın Kürtlerden gayrı herkesin yönettiği bir devlet olacağı bilinmelidir.


Uluslararası güçlerin “güçlü” bir Türkiye ve “güçlü” bir “müttefik” görmek istemedikleri tarihi tecrübeyle sabit.

 Batı güçlü bir Türkiye yerine, Irak ve Suriye gibi çökmüş bir devlet görmeyi elbette yeğler.

Ankara’da hükümetler millileştikçe dünyanın PKK’ya olan desteği ve Türkiye’yi bölme iştahı artıyor.

 İşin aslına bakılacak olursa Batı, Ankara’yı biraz daha köşeye sıkıştırmak için PKK terörüne yeşil ışık yakmış durumda.

 PKK’nın iç savaş çıkarma girişimi, aldığı bu işaretle alakalı.

Bir yandan PKK terörüyle, diğer yandan diplomatik kuşatmayla Türkiye’yi baskı altına almaya çalışıyorlar.

Ankara’nın kendi sınırlarını korumaya dönük her hamlesine, karşı bir hamleyle cevap veriyorlar.

Türkiye’yi kendi sınırlarını bile koruyamaz hale getirmeye çalışıyorlar.


PKK, Paralel örgüt, HDP ve CHP, bu dış dayatmanın içerideki uzantıları konumunda.

Mesele ne içerideki iktidar kavgası, ne de AK Parti düşmanlığı; mesele, Türkiye’yi zayıflatma, güçten düşürme, teslim alma ve gerektiğinde de bölme meselesi.

 Bu dış dayatma bazen paralel yapı, bazen PKK terörü, bazen 'özyönetim' ve hendek siyaseti, bazen de 'iç muhalefet' biçiminde tezahür ediyor;

ama Türkiye’ye dönük tehdidin dozu hiç azalmıyor, aksine bugün hiç olmadığı kadar artmış durumda.


28 Aralık 2015 Pazartesi
Kurtuluş Tayiz

26 Aralık 2015 Cumartesi

Betona çakılan muhalefetle yeni anayasa keyfi 26 Aralık 2015 Cumartesi


Betona çakılan muhalefetle yeni anayasa keyfi

 Dünün haberi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Boğaz köprüsünde intihara kalkışan bir adama rastlayıp onu ölümden döndürmesiydi bence.


Cumhuriyet ve Zaman tipi gazetelerin, intihara kalkışan Siirtli gencin Facebook hesaplarındaki Ak Parti hayranlığını delil göstererek tüm yaşananların mizansen olduğunu iddia etmeleri de muhalefetin sefaletinin son örneği...
Gülmeden ya da sinirlenmeden önce, kafaları nasıl çalışıyor, nasıl bir özel hayatları var, bu motivasyonlarının kaynağı ne gibi, klinik psikiyatrinin konusu olacak soruların peşine düşmeli belki de. Ya da Cumhuriyet'in yayıncılığıyla ilgili bir soru karşısında Ara Güler'in verdiği cevapla yetinmeli: "...aşağı Kasımpaşa!" (Habertürk/21.12.2015)
Düşünün, ancak betona kafa üstü çakılıp sağ kurtulmuş bir kafanın üreteceği zırvalarla yaşayan, gazetecilik yapan bu insanların siyasi temsilcileriyle oturulup için yeni bin yıl anayasası yapılacak. Ama tabii ki ilk olarak ön görüşmeler var. Hayır, cezai ehliyetleri var mı, IQ'ları yeterli mi gibi sorulara yanıt aramak için değil, perspektifte uzlaşmak için.
Tüm muhalefet partilerinin liderleri, Başbakan'ın yeni anayasa için görüşme çağrısına olumlu yanıt verdi. Ama hükümetten uzatılan eli sıkmadan önce yine hepsinin yapması gereken işler vardı. Örneğin, CHP Lideri Kılıçdaroğlu AK Parti geleneğinin kurucusu ve sembolü Cumhurbaşkanı'na ağza alınmayacak hakaretler edecekti kameralar önünde.

 

 HDP Eşbaşkanı Demirtaş'ın ise, cumhurbaşkanlığına da aday olduğu ülkesini, en gergin olduğu devlete, mesela Rusya'ya "satması" gerekiyordu.
İkisi de görevlerini layıkıyla yerine getirdi. Şimdi hep birlikte yeni anayasa için bir araya gelecekler. Sizi bilmiyorum ama ben istemiyorum. Umutlu da değilim. Hatta daha fazlası, yıllardır sivil ve demokratik bir anayasa bekleyen bir demokrat olarak fazlasıyla kaygılı olduğumu söyleyebilirim. Zira 12 Eylül'de 5 darbeci generalin yaptırdığı anayasanın yerine konulacak olanın hiç olmazsa daha sağlıklı kafalardan çıkacağını hayal etmişimdir hep.
Yeni anayasanın ülkeye her derde deva terramisin gibi sürülüp bizi iyileştireceği umudunun üzerine beton döküldüğünü fark etmenin verdiği umutsuzluk da cabası. Kılıçdaroğlu'nun Başbakan'dan gelen uzlaşı hamlesine verdiği olumlu yanıtı, AK Parti tabanının kırmızı çizgisi olan Erdoğan'a bel altı sataşarak imkânsız kılmasının anlamı başka nedir? Ya da Demirtaş'ın sırtlarını dayadıkları Türkiye düşmanı yapılar için Rusya'daki temaslarıyla ulusal yasama faaliyetlerindeki meşruiyetini sıfırlaması?
Biliyorum cumartesi cumartesi canınızı sıktım. Ama bu ülkeye sivil anayasa, tıkanan demokrasiye de yeni sistem arzuluyorsak önce siyasilerin hayallerimizi havanda dövmesine karşı çıkmalıyız.Kamuoyu önünde hükümetle uzlaşı pozları verip, Erdoğan'a ve temsil ettiği yeni Türkiye'ye düşmanlık etmenin diskalifiye şartlarından çıkarılmasını talep edenlerin yeni anayasa yazacakmış gibi yapması tam olarak budur.
Meclis'teki partiler içinde anayasa konusunda en samimi ve ciddi iradeyi gösteren AK Parti, şimdi de bu zor işi sadece halkla çözebileceğini artık kabul etmeli. Ama onlar da vesayet kalıntısı siyasi aktörlerde ve yeni ittifak medyasının büründüğü kuzu postunda ülkeye toplumsal uzlaşı getirmesi umulan yeni anayasa için umut görüyorsa ben de köprüye tırmanacağım.
Bizde de şans yok ki, intihar edeceğim yoldan Cumhurbaşkanı geçsin.

 MELİH ALTINOK

 26 Aralık 2015 Cumartesi

 

24 Aralık 2015 Perşembe

faiz oranları minimum seviyede olsun 24 12 2015

Ekonomi Bakanı'nın arzusu...
Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş,


 "İş adamlarının büyümesi Türkiye'nin büyümesini etkileyen bir unsur olduğunu değerlendirdiğimizde, benim gönlüm arzu eder ki, faiz oranları minimum seviyede olsun" 

 Bakan Elitaş, D8 Ülkeleri İstişare Toplantısına katıldı. Burada konuşma yapan Elitaş, konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını cevapladı.

Bakan Elitaş, Merkez Bankası'nın faiz oranlarını sabit tutmasına ilişkin soruya, 


"ABD Merkez Bankası'nın bu şekilde faiz artışını nihayetlendirmesi piyasada durgunluk, beklentilerde oynaklığını ortadan kaldırdı. Türkiye'deki döviz piyasasına olumlu, olumsuz etki sağlamadı, belki olumlu etki sağladı. 

Beklentilerden çıkan dalga boyunun biraz daha azalmasını sağlamış oldu. 

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bu konuda hem Amerika Birleşik Devletleri hem dünyadaki ekonomik gelişmeler doğrultusunda hem de Türkiye'nin 2016 yılı ekonomik gelişmeleri doğrultusunda karar aldı. 

Bu karar, hesaplar üzerine yapılmış bir karardır diye düşünüyorum. 

Merkez Bankası kendi bakış açısı içerisinde, kendi tekniği içerisinde bu kararı almıştır. Buna da hep beraber uygun davranmak gerektiğini düşünüyorum. 

İş adamları nezdinde baktığımızda iş adamlarının büyümesi Türkiye'nin büyümesini etkileyen bir unsur olduğunu değerlendirdiğimizde, benim gönlüm arzu eder ki, faiz oranları minimum seviyede olsun" karşılığını verdi.


Bir gazetecinin D8 ülkeleri arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması'na ilişkin son gelişmeleri değerlendirmesini istemesi üzerine Bakan Elitaş,


 "Devletlerarasındaki ilişkilerin hızlandırmak gerektiği kanaatindeyim. 

İnşallah o da kendi aramızdaki ticareti geliştirme noktasında önemli bir yere gelecek. 

57 İslam ülkesinin İSEDAK, İslam İşbirliği teşkilatı çerçevesinde 12 ülke tavizli ticaret rakamlarını, mal unsurlarını ifade etmek istemişlerdi. 

Henüz 3 ülke taviz listesini verdi. 

İyi niyet çerçevesinde yaptığımız görüşmede Mart 2016 tarihinde taviz listesini gerçekleştirip, bu anlaşmaların Tercihli Ticaret Anlaşması hayata geçirilmesini arzu ediyorduk. 

2016 yılında 2008'deki global krizin etkilerini minimum seviyeye İslam ülkeleri ve D8 ülkeleri nezdinde azaltmış oluruz" dedi.

Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sigara satışlarından pay almasına ilişkin üzerine Bakan Elitaş,


 "Ben de sizden duyuyordum. 

Böyle bir düzenleme ile ilgili çalışma yok" ifadesini kullandı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası adı üzerinde cumhuru doğrudan temsil eden iki kurumdan bir faizin gerçek muhatabı kim?i

Bilim değil, ideolojik saplantı!

Aslında Türkiye’de Merkez Bankası tartışması bile, tek başına, yalnız ekonomik değil politik dönüşümün şifrelerini verecek bir tartışmadır.

İşin teknik yanı bir yana, Merkez Bankası’nın salı günü faizlere dokunmaması sonrası yapılan tartışmalara, yazılanlara baktığınızda nasıl bir akla ziyan cenderenin içinde olduğunuzu anlıyorsunuz.

 Esasında bu çok boğucu bir şey; başta şunun için, biz faiz tartışıyoruz, yazarlar, bürokratlar, akademisyenler, finansçılar falan ama faizin gerçek muhatabı kim?

 Faizin birinci elden gerçek muhatabı, yani faizin inip çıkmasından olumlu olumsuz ilk etkilenecek üretici, sanayici, ihracatçıdır.

Ama bakıyorsunuz faiz konusunda beklentisi yerine gelmeyen, faizin artacağı yönünde pozisyon alan, daha da ötesi, Türkiye’nin “eskisi” gibi devam edeceğini sanan kesimler “Beklentilerimiz yerine gelmedi, bize verilen söz tutulmadı” diye ayaklanıyor.



Akla aykırı

Hiçbir argümanları doğru değil, bırakın iktisat bilimini, insan aklına aykırı...

Onlara söz verilmiş...

Kim verdi bu sözü? Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası adı üzerinde cumhuru doğrudan temsil eden iki kurumdan biri... Birincisi, Türkiye Cumhuriyet Savcılık müesseseleri cumhurun doğrudan anayasal, hukuk alanındaki temsilcisidir. İkincisi Merkez Bankası...

TCMB de ekonomi alanında cumhurun doğrudan temsilcisidir.

Dikkat ederseniz her iki kurumdaki cumhuriyet ifadesi “i” eki almaz, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası değildir, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’dır.

 Şimdi böyle bir kurum, önceden yalnız millete söz verir, o söz de milletin refahını gözetip kollayacağı sözüdür.

“İşte, sadeleştirme sözü verdi, koridor daralacaktı, dolayısıyla politika faizinde artış bekleniyordu; bu olmayınca piyasa nezdinde Merkez Bankası güvenilirliğini yitirir.”

Yanlışlar...

Bizim burada hem cari para politikalarını ve maliye politikalarını ciddi bir biçimde sorgulamamız gerekiyor.

Örneğin merkez bankasının cari politikasında, politika faizi dolayısıyla kredi faizleri belirleniyor.

Ama şöyle bir durum var;

buradaki temel varsayım, bankaların nakit talebinin istikrarlı olduğu durumdur. Bu durumda, Merkez Bankası hem parasal tabanı istikrarlı kılacak hem de faizleri kontrol ederek ekonomiyi yönlendirecektir.

Eğer parasal taban talebi istikrarlı değilse, bugün uygulanan politikayla faizler nispeten istikrarlı olacaktır, bu ise, ancak ve ancak rekabetçi bir banka sektörünün bulunmasıyla mümkündür.

Eğer parasal taban talebi istikrarsız ve bankacılık sektöründe eksik rekabet mevcutsa, bu takdirde reel kredi faizleri çok fahiş düzeylerde istikrar kazanacaktır.

 İşte Türkiye’deki durum da budur ve bizim itirazımız da buradadır. Yani siz bu banka sistemiyle bu para politikasını yürütemezsiniz.

Ayrıca kendi parasını kontrol edemeyen bir merkez bankası paranın fiyatını kontrol edemez; ederse sonuç çarpıklık olur.

Örneğin Merkez Bankası, faizleri politika aracı olarak belirlemeyip piyasaya bıraksa, bu takdirde parasal kontrolü daha sağlam bir şekilde sağlayabilecektir. 


Burada faizler ve kur hem istikrar kazanacak hem de faiz olabilecek en düşük seviyede, kurda da en istikrarlı yerde olacaktır.

Reel para arzının daraldığı ve yüksek oranda istikrarsız olduğu ülkelerde faiz hedeflemesi, Merkez Bankası’nın parasal kontrolünü minimuma indirir.

 Burada eğer maliye politikasını da siz, yalnız faiz dışı fazlaya indirgeyip etkinsizleştirmişseniz varacağınız sonuç, kısa vadeli sermaye girişlerine bağlı büyüme daha doğrusu kronik cari açık, enflasyon hatta stagflasyon kısır döngüsü olacaktır.

Çünkü yerli parayı sürekli gereksiz değerli ve bunun için faizleri yüksek tutmak durumunda kalacaksınız.

Ayrıca bölgeler arası gelişmişlik farkları düşük olan ve kalkınma ihtiyacının minimum olduğu yüksek gelir grubu ülkelerinde nispi olarak enflasyon hedeflemesi olumlu sonuçlar doğurmaktadır.

Aksine kalkınma ve hızlı büyüme ihtiyacı olan ve bölgeler arası

gelişmişlik farkları yüksek olan ülkelerde -Türkiye gibi- enflasyon hedeflemesi reel ekonomide büyüme ve dağılım problemleri yaratmasının yanında, aynı zamanda, Merkez Bankası’nın kendi para arzı üzerinde kontrolünü de ortadan kaldırmaktadır.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden Doç. Dr. Dündar Murat Demiröz’ün yaptığı çalışma, bize enflasyondan arındırılmış kredi faizlerinin en düşük anda bile % 5’ler ortalamasında bulunduğunu gösteriyor.

Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir faizi siyasi otorite kabul edemez. 


Son yıllarda ise reel faizler % 10’lar düzeyine çıkmıştır.

Bu, yukarıda anlattığımız yanlış ideolojik bakış açısının sonucudur. 


Türkiye burayı aşacaktır.

Cemil Ertem

23 12 2015

23 Aralık 2015 Çarşamba

'FİLİSTİN BAYRAĞI KUDÜS'TE GÖNDERE ÇEKİLECEK' 23 12 2015

'FİLİSTİN BAYRAĞI KUDÜS'TE GÖNDERE ÇEKİLECEK'

Başbakan Davutoğlu grup toplantısında konuştu. Davutoğlu, 'İnşallah Filistin bayrağı Kudüs'te de göndere çekilecek' dedi.

 


Başbakan Davutoğlu'nun konuşmasından satırbaşları;

FİLİSTİN HALKINA DESTEK DEVAM EDECEK

İsraill ile anlaşıp Filistin'in unutulduğu yönündeki spekülasyonlara da değinen Davutoğlu,"Kimse bize Filistin davasını öğretmeye kalkmasın. 1 Kasım'da göreve geldiğimizde mazlum Müslümanların umudu olduğumuzu unutmuş değiliz. Biz BM'de Filistin bayrağı göndere çekildiğinde en öndeydik. İnşallah o bayrak Kudüs'te de göndere çekilecek. Türkiye, İsrail'e özür dileten ilk devlet olma onurunu yaşamıştır. Türkiye, Filistin halkına verdiği desteği sürdürmeye devam edecektir. Gazzeli insanlar özgür bir şekilde yaşayıncaya kadar biz Gazze'nin yanında olmaya devam edeceğiz" dedi.
- AK Parti tutamayacağı sözü vermez. Eğer söz verdiyse de onu mutlaka yerine getirir. Biz söylediğimizi eksiksiz olarak yerine getiririz. Bizim partimizin başından beri böyle bir kararı vardır.
TÜRKİYE OLMADAN, AVRUPA TARİHİ YAZILAMAZ
- Her Avrupa Birliği toplantısında söylüyoruz. Türkiye, Avrupalı, Asyalı, Ortadoğulu, Kafkaslı bir ülkedir. Avrupa'nın tarihi Türkiye olmadan yazılamaz. Türkiye Avrupa kıtasının bir parçasıdır. AB ile önümüzdeki dönemde 5 kritik fazlın daha açılması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
ÜLKENİN DEĞERLERİNE SADIK KALANLAR LİNÇ EDİLİYOR
- Aziz Sancar hocamızla gurur duyuyoruz. Bilim adamı olmak laboratuvarda yada kütüphanede çalışma yapmak demek değildir. Nobel ödülü Aziz Sancar'ın örnek duruşuyla gurur duyuyoruz. Dünya çapında yetiştirdiğimiz değerlere bu ülkenin değerlerine sadık kaldıkları için linç ediliyor. Ara Güler, Cumhurbaşkanımızın fotoğrafını çekti diye linç edildi. 
7 HAZİRAN'DA PANİĞE KAPILSAYDIK...
- Bundan sonra AK Parti siyasetin içindeyken kimse kaos, kriz beklentisi içinde olmasın, buna izin vermedik, vermeyiz. Her türlü kaos planına karşı dik duran bir AK Parti var. 7 Haziran'da paniğe kapılmasaydık ekonomimiz bugünkü gibi sağlam olmazdı. Bütçe açıkları dönemi geride kaldı. 2016 çok daha iyi bir yıl olacak.
ORDUMUZUN NEFERLERİ CAMİ BOMBALAR MI?
- Teröre destek verenlerin yalanları hiç bitmiyor. Halkın zihnini bulandırmaya çalışıyorlar. Adını Hz. Peygamber'den alan bir ordunun neferleri cami bombalar mı? Mehmetçiğin birinci ve öncelikli vazifesi kutsal mekanlarımızı korumaktır.
TÜRKİYE İLE KİMİN DERDİ VARSA...
Bunlar, milletle beraber hareket etmektense, Türkiye ile kimin derdi varsa onlarla birlikte işbirliği yapmayı kendilerine ahlak edinmişler. HDP'liler neden 1 sene, 2 sene önce gitmediler. Neden hava sahamızı işgal ettikleri gerekçesiyle düşürülen ülkeyle, kriz yaşadığımız ülkeyle şimdi görüşmeye gidiyorlar. Seçmenden aldığı oya ihanet eden bir yapı var karşımızda. Bunlar Türkiye ile kimin derdi varsa onlarla işbirliği yapmayı kendilerine ahlak edinmişler. Bunların derdi Türkiye'nin birliğiyle bütünlüğüyle... Türkiye için rezil bir yalanı atan CHP'li vekil için partisinden hiçbir adım yok. Türkiye ile kimin derdi varsa bunlar onlarla birlikte. Kimin Türkiye ile problemi varsa onunla dostlar. Biz ise sadece milletle beraber yürüdük, yürüyoruz.
TERÖRİST İLE VATANDAŞIMIZI AYIRIYORUZ
- Halkımız terörün baskısına boyun eğmiyor, dirayetli duruşundan taviz vermiyor. Ben buradan bütün vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Hiçbir vatandaşımız PKK'nın tuzağına düşmedi. Terör örgütü ve destekçileri çaresizliklerini yalanlarla kapatmaya çalışıyor. Herkesin hayat hakkını korumak devletin ve hükümetimizin asli vazifesidir. Vatandaş ile teröristi birbirinden net olarak ayıran bir dikkat ile hareket ediyoruz.

TERÖR MAĞDURLARINA DESTEK PAKETİ
- Bölgedeki Güneydoğu için hazırladığımız destek paketini devreye sokuyoruz. Esnaf kardeşlerimizin kayıpları ve mağduriyetleri giderilecek. Terör Mağdurlarına Destek Paketi'yle esnafın vergi ve prim borçlarının ödeme gününü Mayıs ayına kadar uzattık. Esnafımız 3 aylık beyannamelerini Ağustos'a kadar ödeyebilecek. Hiçbir çocuğumuz mağdur olmayacak Milli Eğitim Bakanlığı'mız eksikleri tamamlamak için tüm tedbirlerini aldı. Çocuklarımıza haftasonu ve ara tatilde yoğunlaştırılmış eğitim verilecek. Sokağa çıkma yasağının olduğu yerlerde öğretmeler izin izinli olacak.
RUSYA'NIN SURİYE'DEKİ HEDEFLERİ
- Rusya'ya sesleniyorum, Suriye'de neden Türkmen dağlarını, masum sivil insanları bombalıyorsunuz? Rusya'nın alana girmesiyle mülteci akınında daha da artış yaşandı. DAEŞ ile mücadele halindeki muhaliflerin Rus uçakları tarafından hedef alındığına şahit olduk. Rusya, siviller ve ılıklı muhalifleri hedef almaktan vazgeçmelidir. Suriye'deki krizin çözümü ancak Esed'in meşru hükümete bırakmasıyla mümkün olur.

İsrail ile gidişat Gazzeliler’in hayatını kolaylaştıracak 23 12 2015 Diplomasi denen şeyin ne olduğunu bilmiyorlar mı?

İsrail ile gidişat Gazzeliler’in hayatını kolaylaştıracak - Yazarlar - Saadet ORUÇ





İsrail ile gidişat Gazzeliler’in hayatını kolaylaştıracak.

 






İsviçre ilginç bir buluşma noktası. Zamanında diplomatik
ilişkileri olmayan Türkiye ile Ermenistan arasındaki görüşmelere de
evsahipliği yapmıştı. Şimdi de İsrail ile görüşmeler İsviçre’de
gerçekleşiyor.


Kamuoylarına bazı bilgi kırıntıları yansıyor.
Medya ve sosyal medyada tartışmalar gerçekleşiyor. Türk dış
politikasının İsrail dosyasında geri adım atılıyormuşçasına bir hava
yaratıldı.




Oysa görüşmelerin gidişatına bakılacak olursa,
Gazzeliler’in hayatını kolaylaştıracak adımların atıldığını söylemek
gerekiyor.




Türkiye’ye Gazzeliler’e el uzatacak imkanlar
gündeme gelecek gibi görünüyor. 




Her şey Türk dış politikasının
öncelikleri ve Türkiye’nin çıkarları ve vicdanı arasındaki denge
doğrultusunda gerçekleşiyor.




 Vicdanı olan bir dış politika izlendiğini
hiç akıldan çıkarmamak ve bundan bir an bile şüphe etmemek gerekiyor.





Kamuoyuna henüz yansımamış gelişmeler, Türkiye ile İsrail arasında
sürmekte olan görüşmelerde, Gazzeliler’in etrafındaki karabasanı ortadan
kaldıracak ilerlemeleri içeriyor.




 Şimdilik bunu söylemekle yetineyim.




HAMAS Siyasi Büro Başkanı Halit Meşal ile son dönemde gerçekleşen
görüşmelerde de İsrail ile Türkiye arasında sürmekte olan görüşmeler
konusunda ortak bir tutum olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. 




Sözün özü,
Filistin tarafı da bu görüşmelerden kendi payına olumlu gelişmelerin
yaşanacağından emin.




 Peki sosyal medyaya ne oluyor? Medyaya ne oluyor?
Muhalefete ne oluyor?


Diplomasi denen şeyin ne olduğunu bilmiyorlar mı?



Biliyorlar bilmesine de, suyu bulandırsınlar, yeter onlar için.




Türk dış politikasının son dönemde yaşanan bölgesel gelişmeler
nedeniyle bazı güncellemelere girmesi doğal.




 Ancak İsrail ile yaşanan
süreci bu çerçevede düşünmemek gerekiyor, bunun da altını çizelim. 




 İsrail’in uzun süredir Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek istediği
aşikar. 




Masada bu müzakereleri sürdüren yetkililerin Türkiye’nin
çıkarları ve vicdanının sesini dinleyerek adım attıklarını hiç akıldan
çıkarmamalı. 




Ve her adımın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın
kontrolünde ve talimatları doğrultusunda şekillendiğinden de bir an bile
tereddüt etmemeli.






 

22 Aralık 2015 Salı

Finansbank 9 yıl sonra yarı fiyata satıldı 23 12 2015

 9 yıl sonra yarı fiyata satıldı 23 12 2015 

Yunanlı NBG, 9 yıl önce borsadaki çağrıyla birlikte 6 milyar dolara satın aldığı Finansbank'ı, 3 milyar dolara Katarlı National Bank'a sattı. İşlem 2016'da bitecek

Yunanistanlı National Bank of Greece (NBG), 2006 yılında defter değerinin 3.8 katı fiyatla Hüsnü Özyeğin'den satın aldığı Finansbank'ı, yaklaşık 1 çarpanla, Katarlı Qatar National Bank'a (QNB) sattı. Finansbank'ın yüzde 99.81 oranındaki hisseleri 2 milyar 750 milyon euro (yaklaşık 3 milyar dolar) bedelle QNB'ye satışı için kesin anlaşma imzalandı. Açıklamada düzenleyici kurumlardan onayın ardından satın alma işleminin 2016'nın ilk yarısında tamamlanmasının beklendiği ifade edildi. QNB'nin aktif büyüklüğü 143.1 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Bu yıl Katarlı Comercial Bank da Abank'ın yüzde 70.8'ini 820 milyon liraya satın almıştı.
SATMAK ZORUNDAYDI
Avrupa Merkez Bankası tarafından düzenlenen stres testlerinde 4.6 milyar euro sermaye açığı belirlenen NBG, bu açığı giderebilmek için Finansbank'ı satma kararı vermişti. NBG, 2006 yılında Finansbank'ın yüzde 46'sını ve kurucu hisselerini Hüsnü Özyeğin'den 2 milyar 774 milyon dolara satın aldı. Borsadaki ortaklara yapılan çağrı sonunda NBG'nin bankadaki payını yüzde 99.81'e çıkarırken, toplam maliyet 6 milyar dolara ulaştı. Dün gerçekleşen satış işleminde ise bankaya, piyasa değerinin yaklaşık yarısı kadar 3 milyar dolar değer biçildi. Sermayesi 3 milyar TL olan Finansbank'ta NBG'nin payı yüzde 99.81 payı bulunuyor. Bankanın yüzde 0.19'u ise borsada işlem görüyor.

DEĞERLER DÜŞÜYOR
2006'daki çarpan dikkate alındığında Finansbank'ın satış fiyatının yaklaşık 5.5 milyar dolar olarak gerçekleşmesi gerekiyordu. Fakat özellikle son yıllarda Türk bankalarının satışında çarpanların hızla gerilediği gözleniyor. Dexia, 3.9 çarpanla aldığı Denizbank'ı Sberbank'a sattığında bu oran 1.3 oldu. Citi 2.98 çarpanla aldığı Akbank hisselerini 1 çarpanla sattı. Borsadaki fiyatlara göre Garanti'nin çarpanı 1.1, Yapı Kredi'nin 0.66, Akbank'ın 1.0, İş Bankası'nın da 0.70 seviyesinde bulunuyor. Son yıllarda sıkı regülasyonlar ve değişen makro koşulların etkisiyle bankaların özkaynak kârlılığının düşmesi, çarpanların da gerilemesinde etkili oldu. 2006 yılında sektörün özkaynak kârlılığı yüzde 21 civarındayken, 2014'te bu oran yüzde 12'lere geriledi. Finansbank'ın NBG'ye satılırken yüzde 20 olan özkaynak kârlılığı, şu an yüzde 10'a gerilemiş durumda.

TÜRKİYE STRATEJİK PAZAR
QNB tarafından yapılan açıklamada, grubun 2017 yılına kadar Ortadoğu ve Afrika'da bir ikon haline gelmeyi hedeflediğine dikkat çekilerek, "Türkiye QNB için stratejik bir pazar konumunda" denildi. QNB Group CEO'su Ali Ahmed Al-Kuwari, "Bu satın alma QNB'nin 2017'de MEA (Orta Doğu ve Afrika) bölgesinde ikon olma ve 2030 yılında da öncü global banka olma vizyonu adına atılmış önemli bir kilometre taşıdır" değerlendirmesinde buludu.

BANKACILIKTA 2. EL SATIŞLAR HIZLANDI Dexia, Zorlu Holding'den 3.3 milyar dolara satın aldığı Denizbank'ın yüzde 99.85'ini 3.5 milyar dolara Sberbank'a sattı. 700 milyon euro zarar etti. NBG, Özyeğin'den ve borsadan 6 milyar dolara aldığı Finansbank'ı 3 milyar dolara QNB'ye sattı. General Electric, Garanti'nin yüzde 25.5 hissesi ile 182 adet kurucu hisseyi 1.8 milyar dolara aldı. Daha sonra bu hisseler BBVA'ya satıldı. Akbank'ın yüzde 20'sini 3.1 milyar dolara satın alan ABD devi Citibank, bu hisseleri 2.3 milyar dolara borsada sattı. Dışbank'ın yüzde 89.3 hissesini 880 milyon euroya alan Fortis, BNP Paribas'ya satıldı.
FİNANSBANK AKTİFTE SEKİZİNCİ SIRADA
* Aktif 90.410
* Kredi 57.137
* Mevduat 48.773
* Özkaynak 8.937
* Kâr 673
* Şube 647
* Personel 13.001

PKK Batman'ı hain ilan etti 22 Aralık 2015 BATMAN HALKI PKK'NIN OYUNUNU GÖRDÜ

PKK Batman'ı hain ilan etti

PKK'nın doğu illerinde hayata geçirmeye çalıştığı 'savaşları stratejisine' Batman'ı katamayınca hain ilan etti.

 7 Haziran'dan bu yana PKK doğu illerinde halkı ayaklandırmak ve sokağa dökmek için yapmadığını bırakmadı.
HDP'nin de desteği ile sokakları savaş alanına çevirdi, neredeyse tüm doğu illerine dağdan gelen PKK'lı teröristler yerleştirildi. Halkın canından bezmesi ve sokağa dökülmesi için gözünü kırpmadan sivilleri hedef aldı.

Ama bunca hainliğe rağmen umduğunu bulamadı. PKK'lı teröristler belli başlı mahallelerde köşeye sıkışmış durumda. PKK'nın bitme noktasına geldiğini anlayan HDP, Kürt halkına çağrılarda bulunarak özellikle sokağa çıkma yasağının ilan edildiği ilçelere yürümelerini ve şehirlerde esnafın kepenk açmamasını istedi.

BATMAN HALKI PKK'NIN OYUNUNU GÖRDÜ
HDP'nin bu çağrılarına uymayan hiç bir sokağında hendek bulunmayan Batman kepenklerini de kapatmadı. Kendileriyle görüşülen Batman esnafı, Batman halkının PKK'nın oyununu gördüğünü ve çağrılara uymayarak günlük yaşamına devam ettiğini, tek bir esnafın dahi işyerini kapatmadığını söyledi.

PKK, BATMAN'I HAİN İLAN ETTİ
Sokaklarında hendek bulunmayan, kepenk kapatmayan, asker ve polise saldırmayan Batman halkı Kandil'i rahatsız etti. PKK'lı yöneticilerin Batman'da istediklerini alamamaları sonrası Batman'ı hain ilan ettiği öğrenildi.
22 Aralık 2015

Demirtaş’tan Rusya'ya ahlaksız teklif 'Cerablus'u almamız için desteği artırın' PKK-PYD'YE PUTİN DESTEĞİ

Demirtaş’tan Rusya'ya ahlaksız teklif

Selahattin Demirtaş’ın Rusya ziyaretinin perde arkasından Suriye’de oluşturmak istenen güvenli bölgeye karşı PYD’yi Fırat’ın batısına geçirme planı çıktı. Demirtaş, destek olmadan Cerablus’u ele geçirmek zor mesajı iletip yardım isteyecek.



 PKK'nın Suriye'deki uzantısı olan PYD'nin Cerablus'u alıp Fırat'ın batısına geçme planına Rusya, Esad ve İran'ın desteğinin ardından bölgede sıcak gelişmeler yaşanıyor. Rusya'nın havadan destek verdiği, İran'ın bölgeye gönderdiği paralı milisler, PYD ve Esad birliklerinin karadan kuşatmaya aldığı Cerablus'un alınması için adeta topyekun bir saldırı hazırlığına başladı. Saldırı için Rusya'nın yoğun desteğine ihtiyaç duyulmasının ardından Demirtaş rotayı Moskova'ya çevirdi. Rusya'da Lavrov ile görüşecek olan Demirtaş'ın talepleri ve vaatleri ortaya çıktı.
KİRLİ PAZARLIK GÜN YÜZÜNE ÇIKTI
Demirtaş'ın Rusya ziyaretinin perde arkasında Suriye'nin Kuzeyi'nde PYD'nin Cerablus'u alarak hayalini kurduğu kantonların birleştirilmesi için fırsat kollayan PKK'nın talebi olduğu ortaya çıktı. Demirtaş Moskova'ya Suriye'de Rusya, Esad ve İran'ın ittifakından yararlanmak isteyen PYD'nin 'Cerablus'u almamız için desteği artırın' mesajını iletecek. Bunun karşılığında ise hava sahamızı ihlal ettiği için düşürülen Rus uçağı konusunda içi ve dış kamuoyuna hükümet karşıtı propaganda sözü verilecek. Özellikle Avrupa'da Türkiye'nin DAEŞ'i desteklediği yönünde kara propaganda yapılacak. Uzmanlara göre Demirtaş'ın ziyareti tesadüf değil.

PKK-PYD'YE PUTİN DESTEĞİ
- Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Üyesi, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Profesör Dr. Muhittin Ataman: Rusya, Suriye denklemine dahil olduktan sonra PKK ve PYD Rusya'nın desteğini doğrudan aramaya başladı. PYD şimdi Cerablus'a girmek için daha fazla zorlayacak. Demirtaş, başlı başına ve ayrı bir davranış sergiliyor, bunun sonucu iyi olmaz.

TÜRKİYE DIŞ OYUNU BOZAR
- Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın: Cerablus'un doğusu ABD hakimiyetine girerken Batı bölgesinde de Rusya hakimiyeti söz konusu. Görünürde Esad ve PYD güçleri var ancak bu bölgede Türkiye'nin etkin kontrolü sonlandırılmak isteniyor. Burada ABD ve Rusya bağımsız ve denize ulaşan bir Kürdistan oluşturmaya çalışıyorlar ancak Türkiye bu dış oyunu bozar.

BULUŞMA LAVROV'LA
Demirtaş, "Türkiye'nin iç ve dış sorunlarına dair politikalarımız var. Elimizden küçük de olsa bir imkan varsa bunu Türkiye toplumunun lehine değerlendirmek isteriz. Biz Sayın Lavron'la elbette ki Suriye'deki çözüm için görüşlerimizi paylaşacağız" dedi.

FIRAT'IN BATISI TALEBİ
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni: Rusya Cerablus ve Fırat'ın batı bölgesini Esad için düşünüyor. PYD'de de Esad için düşünülen bölgeye kendilerinin hakim olması düşüncesi hakim. Demirtaş da Moskova'ya bunun için gidiyor.

(Kiralık) Akıllılar “hadi bizi düşünmüyorsunuz domatesleri düşünün” diyecekmiş. Demirtaş

(Kiralık) Akıllılar - Yazarlar - Murat Çiçek







  • 23 Aralık 2015 Çarşamba


  • Rusya’ya gidecekmiş. 

    Üstelik bunu çok iyi bir amaç için yapacakmış. 


    Rusya’da bulunan Türk vatandaşı işadamlarının ve öğrencilerinin
    yaşadıkları sorunları Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’a iletecekmiş.


    Bu, Selahattin Demirtaş’ın resmi açıklaması.


    Bir açıklama da HDP’nin Dış ilişkilerden sorumlu Eş Başkanı Nazmir
    Gür’den. Nazmi Bey Demirtaş’tan daha hassas. Domatesleri düşünüyor ve
    tarlada kalmasından duyduğu endişeyi dile getiriyor Nazmi Gür. Rusya’ya “hadi bizi düşünmüyorsunuz domatesleri düşünün” diyecekmiş. “Bunun faturası halka çıkıyor, halka zarar vermeyin” diyor kısaca.




     Aslında Nasuh Mahruki’nin “krizin faturasını halka değil Ak Parti’ye kesin” saçmalamasını “politik” bir dille tekrarlıyor HDP yönetimi.


    “Siz neden Türkiye’yle her sorun yaşayan ülkeyle sıkı fıkı ilişkiye
    girmek için can atıyorsunuz?” sorusuna da cevapları hazır. Davet krizden
    önce gelmiş. Yerseniz.


    Bu kiralık akıllılar herkesi kendileri gibi sanıyor. Üstelik
    hala 7 Haziran öncesinde olduklarını, 7 Haziran öncesi gibi her
    yalanlarının göklere çıkarılacağını düşünüyorlar. Oysa paralel yapıya
    çok benzediklerinin farkında değiller. Varsa bile o aklı, kendi
    başlarına kullanmalarının imkanı yok.


    Neden mi? Cevap KCK’nın Suriye’deki Siyasi Örgüt Yönetimi ile yaptığı görüşmenin detayında gizli.




    Örgüt yönetimi bu görüşmede, HDP’nin meclisten çekilmesini,
    milletvekillerinin toplanarak ne söylemesi gerektiğini, bu sayede
    dünyanın ilgisinin çekilebileceğini ve Türkiye’nin bu sayede erken
    seçime zorlanabileceğini dikte ediyor.




    Demirtaş 7 Haziran’dan
    sonra kendi aklını kullanıp bir iki açıklama yaptıktan sonra nasıl
    kıvırdığını unutmadıysa Lavrov’a sadece şu soruyu sorsun yeter. 




    “Nasıl
    oldu da düşürülen uçağın kara kutusu kullanılamaz hale geldi?”


    Ne Kürdistani ne Türkiyeli olabildiniz 22 12 2015

    Ne Kürdistani ne Türkiyeli olabildiniz! - Yazarlar - Orhan Miroğlu







    PKK kurulduğu günden itibaren, başkalarını keklik soylu, hain/cahş
    gibi sıfatlarla itibarsızlaştırmayı kendine adet edinmiş bir
    harekettir.


    PKK ve HDP’yi siyasi manada desteklemeyen
    yeryüzünde ne kadar Kürt aydını, siyaset adamı varsa ya cahş/haindir ya
    da keklik soyundan gelmedir..


    Bu ‘siyasi kültür’, maalesef PKK’nin kurup yönettiği siyasi partiler arasında da çok yaygın bir ‘siyasi kültürdür’.

    Bu kültür, yıllardır nefret, şiddet, terör, hakaret ve kabalık üretir durur.

    İç infazlarla hayatını kaybeden yüzlerce insan, önce hain ilan edildi, sonra da infaz edildi.


    PKK/HDP’nin anlayışına göre, basitçe söyleyecek olursak, Türkiye’de
    bugün AK Parti veya başka partilerin saflarında olan bütün Kürtler ya
    haindir, ya keklik soyludur.


    Geçen hafta Meclis’te, HDP
    grubuyla karşı karşıya geldik. Laf attılar ve cevaplamak zorunda kaldım.
    Cevap verirken kimseye hakaret etmedim. Sataşmada bulunmadım. Düşünce
    beyanıydı benimkisi. Ama öyle sataşmalarla karşı karşıya kaldım ki,
    doğrusu, HDP’nin farklı  düşüncelere bu denli tahammülsüz ve gerçeklerle
    bağının bu denli kopuk olduğunu tahmin bile etmemiştim.



    Benim on dakikalık konuşmamdan sonra sanırım zor durumda kaldıklarını
    düşündüler ve polemiği ertesi gün de sürdürdüler. Benim genel kurulda
    olmadığım bir saatte, içlerinden biri kalkmış beni keklik soylu olmakla
    suçlamış.


    Yeri ve zamanı geldiğinde, o meclis kürsüsünden cevap hakkımı kullanacağım ama buraya da yazmak ve uyarmak istiyorum:


    Keklik soylu olmak, eğer kendi halkını tuzağa düşürmek için, o halkın
    düşmanlarıyla işbirliği yapmaksa, keklik soylu olmayı hak eden insanlar
    en çok sizin saflarınızda olan insanlardır.


    Tuzağa
    düşürdüğünüz Kürt halkı, bugün kafle kafle yollarda, kış kıyamet
    barınacak bir yer ararken, sizin bir ayağınız Brüksel’de bir ayağınız
    Waşington’da, gözünüz kulağınız Putin’de dolanıp duruyorsunuz.


    Ne Kürdistani olabildiniz, ne Türkiyeli!


    Kürdistan’da, Kürt Milli Hareketinin yüz yıldır sürdürücüsü olan
    Barzani ailesiyle Şam, Bağdat ve Tahran adına kavga ediyor, bu aileyi
    bile hain olmakla suçluyorsunuz!


    Masasında Kürdistan
    bayrağıyla Mesut Barzani’yi karşılayan bir başbakanın devletiyle kavga
    ediyor, tüyü bitmemiş Kürt çocuklarını, özyönetim diyerek ölüme
    gönderiyorsunuz!


    Keklik soylu olmak, bu ülkenin Kürtler’in ve Türkler’in ortak vatanı olduğuna inanmak mıdır?

    Türkiye’yi sevmek, Türk halkına inanmak demek size göre Kürtlere tuzak kurmaktır, keklik soylu olmaktır, öyle mi?


    Söyleyin bakalım, baba Esad’la işbirliği yapıp, Türkiye’de otuz yıl
    boyunca kardeş kanı akmasına hain dediğiniz insanlar mı sebep oldu?


    Şimdi de Rojava’yı oğul Esad’a pazarlayanlar, Rojava Kürtleri’ni sürgün edenler keklik soyu dediğiniz insanlar mıdır?

    İttihatçı Paşaların torunlarını Kürt halkının oyuyla Meclis’e onlar mı taşıdı?


    Şengal’de, Zap’ta, Kandil’de ve daha bir sürü yerde İranlılarla
    işbirliği yaparak kanton ilan eden ve Kürdistan’ı bölüp parçalayanlar
    sizin keklik soylu dediğiniz Kürtler midir?


    Keklik soyu eğer bir ithamsa, bu ithamı en çok siz ve sırtınızı dayadığınız hareket hak ediyor.


    Soy-sopla uğraşmak, soyu sopu gündeme getirmek hiç ama hiç
    hoşlanmadığım bir şeydir, ama beni soyumdan söz etmeye mecbur ettiniz.
    Benim soyum, başta büyük Kürt şairi Cegerxwin ve daha başka tarihçilerin
    kayıtlarına göre Selahattin Eyyübi’nin soyudur.


    Kürdistani bir Mir ailesinden geliyorum ve bugün de Türkiyeli olmakla gurur duyuyorum

    Selahattin Eyyubi Türklerle işbirliği yaptı, kardeşçe dayanışma içinde oldu.

    Yoksa Selahattin Eyyubi de mi keklik soyluydu?

    Bir tek siz Kürtler’e ihanet etmediniz, başka herkes Kürtler’e ihanet etti, öyle mi?

    Malazgirt’te, Alpaslan’ın ordusunda Bizanslılara karşı savaşan on bin Kürt savaşçı,

    Çanakkale’de Türk kardeşiyle beraber şehit düşen Kürt askerler,


    Mustafa Kemal’in ordusuna kurtuluş savaşı yıllarında iaşe sağlayan ve
    ‘Paşam merak etmeyin Kürdistan dağları sizi korur’ diyen Hazro Bey’i
    Mustafa,


    Yavuz Sultan Selim’e Kürdistan’ın kapısını açan,
    açtığı için de Kürdistan’ın birliğini yeniden kuran İdris-i Bitlisi de
    size göre keklik soylu, öyle mi?


    Sizi bilmem ama ben Selahattin Eyyubi ve İdrisi Bitlisi’nin soyundan geliyorum ve onların yürüdüğü yolda yürüyorum.

    Hem Kürdistaniyim hem Türkiyeliyim!

    Size gelince, siz ne Kürdistani olabildiniz ne Türkiyeli!

    Aklınıza estikçe şuna buna hain, keklik soylu demekten vazgeçin!



     22 12 2015 


    Orhan Miroğlu





    21 Aralık 2015 Pazartesi

    Esad rejimi 3 ayda düşer Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Genelkurmay Başkanı Tuğgeneral Ahmed Khalid Barri 20 Aralık 2015

    Esad rejimi 3 ayda düşer

    Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Genelkurmay Başkanı Tuğgeneral Ahmed Khalid Barri, Rusya'nın dahil olmasıyla Suriye'deki savaşın süresinin uzadığını söyledi. Rusya'nın savaş uçakları ile IŞİD yerine muhalifleri hedef aldığını ve ÖSO'yu yok etmeyi amaçladığını ileri süren Barri, uçaksavar füzelerine sahip olmaları ile uçakların devre dışı bırakılması halinde Esad rejiminin 3 ay içerisinde düşeceğini kaydetti.

     Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) Genelkurmay Başkanı Tuğgeneral Ahmed Khalid Barri, Rusya'nın dahil olmasıyla Suriye'deki savaşın süresinin uzadığını söyledi. Rusya'nın savaş uçakları ile IŞİD yerine muhalifleri hedef aldığını ve ÖSO'yu yok etmeyi amaçladığını ileri süren Barri, uçaksavar füzelerine sahip olmaları ile uçakların devre dışı bırakılması halinde Esad rejiminin 3 ay içerisinde düşeceğini kaydetti.

    İç savaşın başlamasından önce Suriye Ordusu'nda görev yapan ancak ayaklanmayla birlikte saflarına katıldığı ÖSO'nun şu anda Genelkurmay Başkanlığı'nı yapan Ahmed Khalid Barri, halkın 50 yıldır süren despot, diktatör rejime karşı çıktığını ancak silahla karşılık bulduğunu ifade etti. 'İnsanların gül ve çiçeklerle protestosuna rejim kurşunla karşılık verdi' diyen Barri, ilk etapta aylar içerisinde protestolarla rejimin devrilmesini beklediklerini ancak silah kullanımı ile savaşa dönüştüğünü kaydetti. Savaşın uzamasında İsrail ve Suriye'nin Şiileştirme çabalarının da etkili olduğunu belirten Barri, "Suriye rejimi İsrail tarafından destekleniyor. Golan Tepeleri İsrail'in elinde ve Esad rejimi buna sessiz kalıyor. İsrail kendi sınırlarını koruyor ve alttan alta Esad rejimini destekliyor. İsrail'e yakın ülkelerin de Esad rejimine destek vermesiyle savaş uzuyor. Savaşın uzamasının bir diğer nedeni ise rejimin Suriye'yi Şiileştirmeye çalışmasıdır" diye konuştu.

    1 milyon kişi öldü

    Suriye'de savaşın başlamasından bu yana 12 milyon kişinin yerinden olduğunu da dile getiren Ahmed Khalid Barri, "Suriye halkı bugüne kadar 1 milyon şehit verdi. 12 milyon insan yerinden oldu. Bazıları yurtdışına, bazıları Suriye içerisinde güvenli olan bölgelere gitti. Ama bu acılara rağmen biz direnişe devam edeceğiz, geri adım atmayacağız ve asla eskiye dönmeyeceğiz" dedi.

    Rusya'nın amacı ÖSO'yu bitirmek

    Rusya'nın dahil olmasının da savaşın uzamasında önemli bir etkin olduğunu ancak Rusya'nın hedefinin IŞİD değil ÖSO olduğunu ileri süren Barri şöyle dedi: "Rus savaş uçakları hava saldırılarında sivilleri de hedef aldığından dolayı güvenli bölge kalmadı. Ruslar; ÖSO'yu yok ederek sahada IŞİD ile rejimi bırakmayı hedefliyor. Bunu sağlarlarsa uluslararası toplumu IŞİD'e karşı Esad'ı desteklemeye çağıracaklar. Bunu başarır ve ÖSO'yu yok ederlerse IŞİD'in yöneticileri ortadan kaybolur ve kandırılmış silahlı militanları katledilerek IŞİD meselesi kapatılır."

    Obama'nın konuşmasından korkuyoruz

    Uluslararası toplumu savaşı bitirmeye çağıran Barri, ABD Başkanı Obama'nın konuşmasının ise Esad'ı bir anlamda yönlendirdiğini ileri sürerek, şöyle devam etti: "Uluslararası toplumun Esad rejimini her türlü yasak silahı kullanmaktan men edilmesi çağrısı yaptığında daha fazla kullanıyor. Obama ilk başlarda 'savaş uçaklarının kullanılması kırmızı çizgidir' dedi ve o açıklamadan sonra rejim savaş uçaklarını kullanmaya başladı. Sonra Obama bir daha 'kimyasal silahları kullanmak kırmızı çizgidir' dedi ve bunun sonucunda kimyasal silahlar kullanıldı. Bizim şimdiki en büyük korkumuz Obama'nın çıkıp nükleer silahların kullanılmasının yasak olduğunu açıklaması. Öyle bir açıklama yaparsa onu da kullanabilir."

    Uçaksavar füzeleri verilirse rejim 3 ayda düşer

    Suriye'de çözüm için uçakların devre dışı bırakılması gerektiğini ve bunun ÖSO'nun desteklenmesini isteyen Barri, şöyle konuştu: "Bizde bir atasözü var; 'demiri demir çözer' diye. Çözüm muhalefeti yani Özgür Suriye Ordusu'nu destekleyip güçlendirmektir. Bunun için bize uçaksavar füzeleri verilmelidir. Biz ilk etapta savaş uçaklarını denklem dışı bırakırsak Esad otomatikman düşen ve çok büyük gerileme sağlanır. Çünkü Esad rejimi birebir savaşta yani sahada çok zayıf. Şimdi uçaksavar füzeleri girsin bir ay içinde 180 derece bütün denklemler değişir. Önceden uçaksavar füzeler verilseydi şimdiye savaş bitmişti. Bugün bile elimizde olsa 3 ay sürmez ve Esad rejimi düşer." ÖSO Genelkurmay Başkanı Barri, savaş olmadan çözümün ise uluslararası toplumun netice verici karar alarak ateşkes ilan edip, Esad rejiminin ülke dışına çıkarılmasıyla mümkün olabileceğini sözlerine ekledi. 
     20 Aralık 2015

    PKK’nın yeni adı: Demokratik Suriye Güçleri 21 12 2015

    PKK’nın yeni adı: Demokratik Suriye Güçleri

    Ecnad'uş Şam grubundan Ebu Cafer, “Demokratik Suriye Güçleri denilen oluşum, hırsız ve katillerin kurduğu rejim tetikçisi teröristlerdir” dedi.

     

     Demokratik Suriye Güçleri, PKK’nın Suriye’deki adı olan YPG, YPG’nin kadın kolu YPJ ve Süryani Askeri Konseyi’nin bir araya gelmesiyle kurulmuştu. Daha sonra başta Türkiye olmak üzere dünya kamuoyuna kendilerini DAEŞ’e karşı savaşan bir koalisyon olarak gösterebilmek için başka gruplardan isimleri de sembolik olarak dâhil etmişlerdi.

    Ecnad'uş Şam grubundan Ebu Cafer, Demokratik Suriye Güçleri denilen yapılanma için, “IŞİD’e silah satarken yakalanıp Türkmen bölgesinden kovulan çeteler, Esed yanlısı Suriyeliler, silah ticareti ve hırsızlık yapan mafya gruplarının bir araya gelmesiyle kuruldu” dedi.

    Grubun, Rusya ve İran’ın talimatlarıyla hareket ettiğini ve sahada DAEŞ ile yapılan pazarlıklarla birbirlerine alan kazandırdığını belirten Ebu Cafer, “Gazetelerde ABD, Rusya ile düşmanmış gibi görünüyor; ama birlikte destekledikleri gruplara da havadan silah ve mühimmat sağlamayı da ihmal etmiyor” ifadelerini kullandı.

    Yerel kaynaklar, BM kararları sonrasında, adı değiştirilmiş aslında PKK olan “Demokratik Suriye Güçleri” grubun kabul edildiği ve 5 yıldır mücadele eden diğer grupların; hatta Suriye halkının terörist ilan edildiğine dikkat çekti. Sahada aynı anda Esed’e ve
    DAEŞ’e karşı mücadele eden gruplar, “ABD, PKK’yı destekleyebilmek için teröristlerin adını ‘Demokratik Suriye Güçleri’ olarak değiştirdi. Suriye’de mücadele eden grupların komutanları, ‘Azez-Cerablus hattını PKK’ya teslim edebilmek için dünyayı kandırıyor. PKK ve rejim ortaklaşa hareket ediyor ve DAEŞ sadece Suriye halkına saldırmak için bahane olarak kullanılıyor. Şam Palas Otel’de DAEŞ, PKK, İran, Rusya ve BAAS bir plan yapıyor ve sonra sahada Müslümanları öldürerek, planlarını hayata geçiriyorlar. Türkiye halkı Demokratik Suriye Güçleri adıyla kurulmuş tuzağa düşmesin” bilgisini paylaştı.

    PKK ile birlikte hareket eden küçük bir Türkmen grubunun elebaşısı olan Talal Silo, Kurdistan 24 kanalına yaptığı açıklamada, rejim, ABD ve PKK’nın işbirliğini itiraf etti. ABD’den silah ve mühimmat aldıklarını açıklayan Talal Sülo, şu ifadeleri kullandı:
    “DAİŞ’e karşı savaş kapsamında, Şedad kentini kurtarma hazırlıkları içindeyiz. Bunun için de silah ve mühimmat ihtiyacımız var.”

    ABD’den silah aldıklarını kesin bir dille doğrulayan Talal Sülo, “Bir süre önce ABD’li yetkililer, Şedad kasabasını DAİŞ’in elinden kurtarmaya dönük savaş doğrultusunda, Suriye’de bulunan Kürt, Arap ve Hristiyan savaşçılara silah ve mühimmat yardımı yaptı” dedi.

    Talal Sülo’nun yönettiği “Selçuklu Tugayı” adlı grup, Türkiye kamuoyuna yanıltıcı mesaj vermek amacıyla PKK tarafından Demokratik Suriye Güçleri’ne dâhil edilmiş küçük bir grup. Bayırbucak ve Halep Türkmenlerinin tamamı ise, bu grubu “kovulmuş bir çete” olarak tanımlıyor.

    YPG’nin Hıristiyan yabancı savaşçıları YPG!, Irak’ta Talabani’nin Kürdistan Yurtseverler Birliği! 21 12 2015

    YPG’nin Hıristiyan yabancı savaşçıları - Açık Görüş



     


    Amerikalılar
    savaşmak için gittiklerinde Suriye’de YPG!, Irak’ta Talabani’nin
    Kürdistan Yurtseverler Birliği! ve yine Irak’ta bir Hıristiyan milis
    grubu olan DwekhNawsha saflarında savaşıyor. 

     

    Çoğu Suriye’nin kuzeyindeki
    de facto otonom bölgeleri kontrolü altına almaya çalışan YPG’ye
    katılıyor. YPG’nin Amerikan yabancı savaşçılar için en popüler grup
    olmasının üç nedeni var: Birincisi, YPG’nin geçtiğimiz yıldan bu yana
    aktif olarak yabancı Hıristiyan savaşçıları saflarına katma çabası.
    İkincisi, bölgede neredeyse 2015’e kadar Müslüman olmayan yabancı
    savaşçı ağının bulunmaması ve YPG’nin tek seçenek olması. Son olarak
    YPG’nin hiçbir savaş deneyimi olmayanları bile saflarına katmakta
    tereddüt etmemesi.

     

     

    Nathan Patin / Bellingcat - Araştırmacı





    Birleşmiş Milletler’e göre 100’den fazla ülkeden 30 bin
    yabancı savaşçı DAEŞ de dahil olmak üzere, farklı gruplara katılmak için
    Suriye ve Irak’a akın etti.  Yabancı savaşçılar sorunu medyada ve
    akademik yazında geniş yer buldu. Ancak dünyanın farklı yerlerinden
    DAEŞ’e karşı savaşmak için Suriye ve Irak’a giden, Müslüman olmayan
    yüzlerce yabancı savaşçı gözden kaçtı. Halbuki DAEŞ’e karşı savaşmak
    için Amerika’dan, gönüllü olarak gitmiş en az 108 Müslüman olmayan
    yabancı savaşçı bulunuyor. Bu savaşçılar, başta Teksas olmak üzere
    Amerika’nın farklı eyaletlerinden geliyor. Aralarında yazılım
    mühendisliğinden polis memurluğuna, kamyon şoförlüğünden dalış
    öğretmenliğine kadar çok farklı meslek gruplarından bireyler var. En
    önemli ortak özellikleriyse askerlik hizmetlerini yapmış olmaları.
    Yaklaşık üçte ikisi askerliğini yapmış. Ayrıca, çoğunluğu erkek -DAEŞ’e
    karşı savaşmaya giden yalnızca bir kadın saptadım- ve 20’li, 30’lu
    yaşlardalar.


    Hangi gruplara katılıyorlar?


    Amerikalılar, Suriye ve Irak’a gittiklerinde Suriye’de YPG, Irak’ta
    Talabani’nin Kürdistan Yurtseverler Birliği ve yine Irak’ta bir
    Hristiyan milis grubu olan DwekhNawsha saflarında savaşıyor. Çoğu
    Suriye’nin kuzeyindeki de facto otonom bölgeleri kontrolü altına almaya
    çalışan YPG’ye katılıyor. YPG’nin Amerikan yabancı savaşçılar için en
    popüler grup olmasının üç nedeni var: YPG geçtiğimiz yıldan bu yana
    aktif olarak yabancı Hıristiyan savaşçıları saflarına katmaya çalışıyor.
    Winsonsin’den gelen 29 yaşındaki ve daha önce hiçbir savaş tecrübesi
    olmayan Jordan Matson, Eylül 2014’te YPG yanında savaşmaya başladığında
    bunu yapan ikinci Amerikalıydı. Matson o günden bu yana da Batı
    medyasına mülakatlar vererek YPG’nin propaganda çocuğu oldu ve Batılı
    Müslüman olmayan savaşçıları Suriye’ye çekme amacının sözcülüğünü
    üstlendi. YPG Ekim 2014’te ‘Rojava’nın Aslanları’ isminde bir Facebook
    sayfası açtı ve bu sayfa aracılığıyla da Batılıları DAEŞ’e karşı YPG’ye
    katılmaya çağırdı.


    İkinci olarak, Sincar katliami gibi
    Irak’ta meydana gelen olaylardan sonra harekete geçmişlerse de neredeyse
    Şubat 2015’e kadar Irak’ta Müslüman olmayan yabancı savaşçı ağı
    bulunmuyordu. Bu bakımdan YPG, DAEŞ’e savaşmak için buralara gelen
    Amerikalılar için tek seçenek konumundaydı. Son olarak, Kürdistan
    Yurtseverler Birliği’ne entegre peşmergeler, yalnızca daha önceden
    askeri tecrübesi olanları kabul ederken, YPG hiçbir savaş deneyimi
    olmayanları bile saflarına katmakta tereddüt etmedi. YPG’ye katılan 56
    Amerikalının yarısından fazlasının askeri tecrübesi yokken, KYB
    peşmergelerine katılan Amerikalıların yüzde 77’sinin daha önceden
    askerlik tecrübesi vardı.


    Amerikan yabancı savaşçılarının
    katıldığı diğer grup, Irak’taki KYB peşmergelerinin yanında savaşan,
    Batılı gönüllülerden oluşan ve kendisine ‘düzensiz peşmerge birliği’
    adını veren Peşmerge Lejyonudur. Daha önceki adıyla Kürdistan Kardeşleri
    olarak bilinen bu gruba en az 43 Amerikalı katıldı. Aramice
    ‘kendilerini feda edenler’ anlamına gelen DwekhNawsha Amerikan yabancı
    savaşçılarının katıldığı diğer bir popüler grup olarak ön plana
    çıkmakta. Bu milis grup DAEŞ’in Kuzey Irak’ta Haziran 2014’te başlattığı
    ve aralarında 30 bin Hıristiyan’ın da bulunduğu 100 binden fazla insan
    ev ve köylerini terk etmelerine neden olan operasyona karşı
    oluşturulmuştur. Kürdistan Demokrat Partisi peşmergelerinin yanında
    savaşan, savaş malzemelerini ve paralarını Kürtlerden alan DwekhNawsha
    milisleri, saflarına 12 Amerikalı da dahil olmak üzere Batılı yabancı
    savaşçıları kabul etmiştir.


    Ortak söylem DAEŞ zulmü


    Amerikan yabancı savaşçıları DAEŞ’e karşı savaşmaya iten farklı
    saikler bulunmaktadır. DAEŞ katliamları karşısında duyulan öfke ve
    dehşet sonucunda bir şeyler yapmak için harekete geçme isteği temel
    nedeni oluşturmaktadır. Özellikle Yezidilerin bu süreçte yaşadıkları,
    Amerikalıları oldukça etkilemiş durumadır. Suriye ve Irak’a gitmeye
    başladıkları ilk andan bu yana bir yıl geçmesine rağmen, Amerikan
    yabancı savaşçılar halen daha Sincar katliamına atıfta bulunmaktadırlar.
    Ancak akılda tutmak gerekir ki Amerikalıların çoğu, ‘Suriye ve Irak’ta
    ne aradıkları’ sorulduğunda herhangi bir savaş veya olaya atıf
    vermemekte, genel anlamda DAEŞ zulmünü durdurmak için savaşmak
    istediklerini belirtmektedirler.


    Bazı Amerikan savaşçılar
    için yukarıda yaşadıkları söylenen dehşet ve öfke Hıristiyan
    aidiyetleriyle doğrudan alakalıdır. Örneğin, kendisine bir İsveç
    televizyon kanalı tarafından Irak’ta olup bitenin korku verici olup
    olmadığı sorulduğunda bir Amerikan savaşçı, aylarca bu soruyu kendisine
    sorduktan sonra, Tanrı yukarıdan izlerken hiçbir şey yapmayıp oturuyor
    olmaktan daha çok korktuğu kanaatine vardığını söylemiştir. DwekhNawsha
    adlı gruba katılan Amerikan yabancı savaşçıların çoğunun radikalleşme ve
    bu gruba katılma nedeni dinleriyle bağlantılıdır. Buna en iyi örnek,
    Lübnan’da devam eden yurtdışı eğitim programını yarıda bırakarak bu
    Hıristiyan milis gruba katılan 28 yaşındaki ilk Amerikan yabancı
    savaşçıdır.


    ‘Maceraya atlıyorum’


    Ucu bencilliğe vardığı için olsa gerek birçok Amerikan savaşçı
    DAEŞ’e karşı neden savaştıkları sorulduğunda ‘macera aradıklarını’
    söylememektedir. Ancak bu yabancı savaşçıların bazılarının eşyalarını
    toplayarak dünyanın diğer bir ucundaki savaş bölgesine giderek
    savaşmalarının bir nedeni de macera aramalarıdır. Deniz piyadesi olarak
    Irak’ta 2006 yılında görev yapmış olan Patrick Maxwell New York Times’a
    yapmış olduğu açıklamada “Suriye ve Irak’a gelmek aynı zamanda başka hiç
    kimsenin rekabet edemeyeceği bir hikayeye ve maceraya sahip olmamı da
    sağlayacaktı. . . Bir vatandaş olarak bir maceraya atılıyorum ve buna
    kimsenin burnunu sokma hakkı yok.”


    Yabancı savaşçılar
    arasında yer alan eski askerlerin sivil hayata uyum sağlamakta
    zorlandıklarını, savaşı ve askerlik sırasındaki arkadaşlığı
    özlediklerini de hesaba katmak gerekir. Yine bazılarının ABD hükümetinin
    DAEŞ’e karşı yanıtının yetersizliğini, Irak’ta Amerikan işgali
    sonrasında elde edilen kazanımların kaybolmasının arkasında
    Washington’un beceriksizliğinin olduğunu ve bu bakımdan Irak’ta hayatını
    kaybeden Amerikan askerlerinin hayatlarını boşa feda ettiklerini
    düşünenlerin olduğunu da söylemeliyiz.


    Etkileri, sayıları nispetinde


    DAEŞ’e karşı savaşmak üzere Suriye’ye ve Irak’a geldiğini beyan eden
    Müslüman olmayan yabancı savaşçıların, Amerika’ya ek olarak Avustralya,
    Çin, Brezilya, Kanada, Rusya ve diğer Batılı devletlerden oluşmak üzere
    22 ayrı ülkeden geldikleri görülmektedir. Şu durumda bile bu yabancı
    savaşçıların sayısı DAEŞ’e katılmak üzere Suriye ve Irak’a gelen
    savaşçıların sayısının yanında çok az kalır. Dolayısıyla bu savaşçıların
    savaşın sonucuna olan etkisi, sayıları nispetinde olmaktadır. Amerikan
    yabancı savaşçılar sık sık kendilerinin ön saflara ulaşmalarını bile
    engelleyen siyasetten, örneğin Kürtlerin bazı endişelerinden dert
    yanmaktadır. Bana göre, DAEŞ bir Amerikan yabancı savaşçısını esir
    aldığı takdirde, buradan oluşturacağı propaganda, Amerikan yabancı
    savaşçılarının savaş esnasında yapmış olduğu katkıların çok daha
    ötesinde bir zarar oluşturabilir.


    patin.nathan@gmail.com