PKK meselesinde yeni psikolojiler - Yazarlar - Medaim Yanık
PKK ile mücadele, PKK’nın şehirlerde “egemenlik” ve “özyönetim”
kurma siyasetleri nedeniyle yeni bir aşamaya girdi. Daha önce ağırlıklı
olarak kırsal alanda olan çatışmalar, şehir hayatını yoğun
etkilemiyordu. PKK Suriye’de oluşturduğu kantonları Türkiye içinde de
oluşturmaya çalışınca, çatışmalar yerleşim merkezlerine taşınmış oldu.
Bu yeni durum Kürt meselesine yeni ve çok önemli dinamikler getirdi.
PKK’ya karşı yeni psikolojiler
PKK ve HDP lehine davranan Kürtler yakın zamana kadar devleti mutlak
zalim ve haksız, PKK’yı ise mutlak mazlum ve haklı görme eğilimindeydi.
Bu psikolojik hal ilk defa şimdilerde değişmeye başladı. PKK’nın
sivilleri çatışma alanında bulundurma, çatışmayı evlere çekme, evlere el
koyma, araç yakma siyaseti PKK’ya yakın olduğu düşünülen, HDP’ye oy
veren Kürtlerde karşılık bulmadı. PKK’nın ayaklanma çağrısına; sessiz
kalma, sokağa çıkmama, her şeyi bırakarak göç etme tepkisi verdi. İlk
defa PKK’yı sorumlu tutmaya başladılar. Açıkça olmasa bile, PKK’yı
eleştirmeye başladılar. PKK’ya karşı Kürt öfkesi olmaya başladı. Bu
kesinlikle yeni bir durum.
Devlete karşı yeni psikolojiler
Aslında Güneydoğu’daki Kürtler için yeni diğer şey de devlet ile
ilgili algı. Kürtlerin bir kısmındaki “mutlak kötü devlet algısı”
değişiyor. Bu değişimin ana nedeni demokratikleşme ve çözüm süreçleri.
Özellikle çatışmasızlık döneminde oluşan ortam yeni dinamikler ve
psikolojiler üretti. İlk olarak silahlı çatışmanın durması bölgeyi daha
güvenli hale getirmişti. PKK’nın gündelik hayatı kontrol etmek için
uyguladığı baskıcı ve kaba siyasete karşı ise “devlet ihtiyacı”
hissedildi. İlk defa devlet güç kullandığı için değil, düzeni kurmadığı
için eleştirildi. Bu psikolojik ortamda devletin meşru güç kullanması
genel kabul gördü, en azından itiraz edilmedi. Bu kesinlikle yeni bir
durum, yeni bir
psikoloji.
Etkin güç ve psikolojik meşruiyet
Etnik temeller üzerine kurulu silahlı örgütlerle baş etmek hem “etkin
güç kullanımı” hem de “psikolojilerde meşruiyet” oluşturmakla mümkün
oluyor. Bu ikisinden birinin eksik olduğu durumlarda başarılı olmak
oldukça zor. 90’lı yılların zora dayalı, kaba şiddet politikalarının
sonuçlarını gördük. Çözüm süreçlerinde devletin meşru güç kullanımını
bırakmasının da acı sonuçlarını gördük. Bu iki unsurun yerli yerinde
kullanımına ihtiyacımız var.
En az insan ölümü ile sonuç almak
Etkin güç kullanabilmenin ilk şartı nitelikli güvenlik personeline
sahip olmak; ikinci şart ise, teknoloji kullanımı. Amaç, bu iki unsuru
etkili bir şekilde kullanarak “en az insan ölümü ile sonuç almak”
olmalı. Eğer güvenlik personeli kaybı olursa bu psikolojilerde öfke ve
intikam duyguları oluşturuyor. Terörü esas organize eden ve uygulayan
kişiler yerine sivillerin veya örgütle sempatizan düzeyindeki kişilerin
öldürülmesi diğer etnik grupta öfke oluşturuyor. Bu karşılıklı öfkeler
şiddet kısırdöngüsünü beslemeye başlıyor.
İnsan onuruna dokunacak işler yapmamak
Etnik temelde gelişmiş ve belirli bir düzeyde kitleselleşmiş
örgütlerle mücadele de en önemli meselelerden biri de psikolojik
meşruiyeti elde tutmak. Bunun yolu da hukuk sınırlarında kalmak ve insan
onuruna dokunan şiddet uygulamamak. Örneğin, PKK’lı birinin cesedini
araç arkasında sürüklemek insan onuruna dokunan bir davranıştı. Bunu
yapan kişinin meslekten atılması haklı ve gerekli bir uygulama oldu.
PKK ile mücadelede yeni dönem yeni tarz
Devlet PKK ile mücadelesinde yeni bir döneme girilmiş oldu. Bu yeni
dönemin dinamikleri mücadelenin seyrini etkileyebilecek düzeyde. Eğer
güvenlik güçleri güç kullanımını, teknoloji esaslı ve etkili
kullanabilir, demokratik meşruiyet içinde kalır ve toplum psikolojisini
dikkate alarak mücadele ederlerse, halk desteğini alıp, PKK’yı
marjinalize edebilirler.